wonderbrands yazıları

yaz

iPad 2′nin Merakla Beklenen Lansmanı Bugün!

Etiketler : , ,

Apple‘ın hemen hemen her yeni çıkan modelinin lansmanı için kullanılan The Yerba Buena Center for the Arts’ Novellus Theater, merakla beklenen iPad 2 lansmanı için hazırlanmış durumda. Üretim ağındaki aksaklıklardan dolayı Haziran ayına erteleneceği söylentileri çıkan iPad 2 lansmanının önceden belirlenen tarihte yapılacak olması Apple meraklılarını sevindirdi. Bir önceki modelden daha ince ve daha hafif olacağı söylene iPad 2′nin sahip olması muhtemel özellikler şöyle:
Daha yüksek RAM ve bellek, arkasında ve önünde yer alan iki kamera, çift işlemci… Bunların dışında yeni iPad’le ilgili bir dünya dedikodu almış başını yürümüş durumda. Bu akşam tüm bu dedikodulara açıklık gelecek diye umuyoruz.

4

Coca Cola’mızı Mutfağımızda Yapıyoruz

Etiketler : , , , , , , , , , ,

Kadınların söylemesini en çok istediğimiz kelimeyi Coca Cola yıllar önce keşfetmiş...

Dünkü Coca Cola yazımıza çok büyük ilgi olmuş. Hatta Coca Cola Company yazıyı kaldıralım diye milyon dolar teklif etti kabul etmedik. Şimdi Coca Cola’nın teklifini nasıl reddettiğimizle ilgili bizimle röportaj yapmak isteyen gazetelere ve televizyonlara bu hikâyeyi satarak kaçırdığımız milyon doları kurtaracağız. Tabii bu arada evinin konforunda, mutfağının sıcak atmosferinde Coca Cola yapmak isteyen Hormonsuzfikirler okuyucularını da unutmadık. Dün sadece gizli 7X formülünü vermiştik. Bugün tam tarifle karşınızdayız. Oktay Usta ve Emine Beder bile bu tarifin peşinde. Heyecan dozunu daha fazla arttırmadan, buyurun tüm dünyanın peşinde koştuğu “evde Coca Cola tarifi” TÜM DÜNYADA İLK KEZ (!) Hormonsuzfikirler’de…

Malzemeler:

Şurup

10 gr. Coca Yaprağı Özü
85 gr. Sitrik Asit
28 gr Kafein
30 Küp Şeker
9.5 Litre Su
1 Litre Limon Suyu
28 gr. Vanilya
42 gr Karamel (Rengini bulana kadar arttırılabilir)

Şurubu hazırlarken, şu sıralamayı izleyin: Önce su, sonra sırasıyla şeker, karamel, coca özü, vanilya, kafein, limon suyu ve sitrik asit.

Tatlandırıcı (7X)

226 gr. Alkol
20 Damla Portakal Yağı
30 damla Limon Yağı
10 Damla Hintcevizi Yağı
5 Damla Kişniş Yağı
10 Damla Portakal Çiçeği Yağı
10 Damla Tarçın Yağı.

19 Litre Şurup içine 60 gram tatlandırıcı katınız. Orijinal formülde 60 gram deniyorsa da günümüzde gıda teknolojisinin gelişmesiyle bu tip özler daha saf hale gelmiş. Gıda uzmanları 15 gramın yeterli olacağını söylüyorlarmış, onların yalancısıyız. Bu formüldeki kafein oranı, şu anda piyasada satılan Coca Cola’nın tam 5 katı. Yani kafein oranını azaltmanız lezzeti etkilemeyecektir.

Formülün hazırlığı bittikten sonra 1’e 5 oranında gazlı maden suyuyla karıştırarak (1 formüle 5 soda yani) servis yapın. “Soğuk İçiniz!”

Coca Cola’ya “EVET” diyen diğer kadınları görmek için lütfen yazının devamı linkine tıklayın.

…devamını oku…

yaz

Coca Cola’nın Gizli Formülü Reklam Bütçesi Miymiş?

Etiketler : , , , , , , , ,

Yazının Özeti:

Coca Cola’nın 125 yıldır gizli tutulan, hakkında çeşit çeşit hikâyeler anlatılan, şirket tarafından da reklam aracı olarak kullanılan formülü 1979 yılında küçük bir yerel gazetenin iç sayfalarından birinde ispatıyla birlikte yayınlanmış. Zamanında kimsenin dönüp de yüzüne bile bakmadığı bu haberin gerçek olduğu 30 küsur yıl sonra, dün, yani 15 Şubatta ortaya çıkınca bütün dünya çılgına döndü.

Coca Cola’nın Formülü ve Dünya Hakimiyeti

İlk kez, Amerika’nın Georgia eyaletinin başkenti Atlanta’da küçük bir eczanede üretilen Coca Cola’nın formülünün geçtiğimiz yüzyılın en iyi saklanan sırrı olduğuna inandık hep. Hatta Coca Cola, bu konsept üzerine reklamlar bile yaptı. Yapılan reklama göre bu ünlü formülü dünya üzerinde sadece iki kişi biliyordu. Hatta bu iki kişi formülün sadece yarısını biliyorlardı ve bir arada uçağa binmeleri bile yasaktı. Bir de formül Amerika’nın ünlü bankalarından birinin kasasında saklanıyordu. Tabii kasada formül varsa bir de iki adama böyle önemli bir sırrı neden emanet ederler, anlamak mümkün değil. Uzun lafın kısası ortada çizgi romanlardan fırlama “7X” isimli gizli bir formül var. Dünyaya hâkim olmak isteyen Coca Cola’nın çaktırmadan ya da fazlasıyla çaktırarak bu amacına ulaşmış olması da olayı daha da bir romana çeviriyor.

Son gelişme şu şekilde. 1979 yılında bir gazeteci, bir not defteri buluyor. Bu not defteri, Coca Cola’nın formülünü icat eden eczacıya ait ve içinde zat-ı muhteremin diğer farmakolojik formülleri de bulunuyor. Not defterini bizim gazeteciye getiren kişi, eczacının çocukluk arkadaşı. Neyse uzatmadan, gazeteci defterden Coca Cola’nın formülünün olduğu sayfanın resmini çekiyor ve ilk sayfa haberi diye bunu hazırlıyor. Gazetenin editörleri de artık her ne sebeptense “yok yaa, bu o kadar önemli bir şey değil” deyip, iç sayfalarda küçük bir haber olarak yayınlıyorlar Coca Cola’nın formülünü. Gazete eczacının memleketi olan Atlanta’nın yerel gazetesi…

Aradan yıllar geçiyor ve bir radyo programının yapımcısı konuyla ilgili bir saatlik bir haber hazırlıyor ve olanlar oluyor. Coca Cola yetkilileri konuyla ilgili sorulara hep aynı şekilde cevap veriyorlarmış: “Biz doğrudur ya da yanlıştır diyemeyiz, bizim tadımız her zaman farklı ve özeldir.”

Radyo programcısı arkadaş, haberini hazırlamadan önce not defterini getiren kişinin eşiyle ve haberi hazırlayan gazetecinin oğluyla röportajlar yapıyor. (Kendileri artık aramızda değillermiş.) Bir de defterdeki formülü kullanarak ürettiği Coca Cola’yı, bakkaldan aldıklarıyla karşılaştıran testler yapıyor. Yani Cola meraklılarına ikisini de içirip hangisi orijinal diye soruyor. Çoğunluk reçeteden üretilmişi seçmiş bu arada.

Şimdi esas soru şu: “Lezzet mi, marka mı?” Cevap şimdiden belli: “Tabii ki marka!” Bakalım Coca Cola yeni reklam kampanyasında ne yapacak. Ben buradan bir fikir vermek istiyorum. Şöyle bir reklam kampanyası hazırlasınlar: “Sekizinci X’i bilmeyen Coca Cola Yapamaz?” Sekizinci X ne mi? Tabii ki milyar dolarlık reklam bütçesi.

Radyo programının tamamını dinlemek için:
http://podcast.thisamericanlife.org/podcast/427.mp3

İŞTE 7X FORMÜLÜ:

Diğer bileşenleri internetten alabilirsiniz. 7X formülü sadece Hormonsuz Fikirler’de (!). Bu formülle artık siz de kendi gazoz imparatorluğunuzu kurup dünyaya hakim olabileceksiniz. Tüm dünya sizin olduğunda, bu gizli formülü okuduğunuz yeri hatırlayın…

  1. 226 gr. Alkol
  2. 20 Damla Portakal Yağı
  3. 30 damla Limon Yağı
  4. 10 Damla Hintcevizi Yağı
  5. 5 Damla Kişniş Yağı
  6. 10 Damla Portakal Çiçeği Yağı
  7. 10 Damla Tarçın Yağı.

Tam 7 adet garip madde…

yaz

Ayı, Aslan Doğurdu! (Bundan Kralını Biz Bile Yapamayız…)

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , ,

2000 yılından beri, dünya üzerinde satılan her Macintosh bilgisayar için, belirli bir miktar paranın, nesli tükenen yırtıcı hayvanların korunması için kullanıldığını biliyor muydunuz? Bilmiyordunuz, çünkü bunu ilk kez burada yazıyoruz. Peki bu sayede kaç milyon vahşi hayvanın kurtarıldığını biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz çünkü sadece üstünde yaşadığımızdan çok daha ideal bir dünyada bu yazdıklarımız gerçek olurdu. Bu yazı neyle ilgili sorusunun cevabını vermeden önce bir soru daha sorayım. Macintosh’un 10.0 versiyon numaralı işletim sisteminin halka açık beta sürümünün adını biliyor musunuz? Ben (biliyorsanız da) söyleyeyim: Kodiak, yani Alaska Boz Ayısı. İyi de bunu takip eden kediler nerden çıktı? Bakınız: Yazının başlığı… Adam köpeği ısırınca haber oluyorsa dedim; ayı, aslan doğurunca da haber olur. Sansasyon var, şok etkisi var, cinsellik olmuştur bir şekilde doğum olduğuna göre…

2011 yazında, Maya takviminin sona ermesine bir kala, piyasaya çıkacak olan Mac OS X 10.7’nin “kod adı” ASLAN. (İnsanın, bu bir önceki cümleyi başlığa alıp ilk paragrafı da olduğu gibi silesi geliyor ama insan sizi o paragraftan ve o sansasyonel başlıktan mahrum etmemeye karar verdi.) Yeni işletim sisteminin tanıtımı iki gün önce yapıldı. Tanıtımda diyorlar ki, Mac OS X’le ilgili en beğendikleri özellikleri iPhone’a taşımışlar, sonra iPhone için düşündüklerinin en iyisini iPad’e götürmüşler, şimdi hepsini birden esas bilgisayara geri getiriyorlarmış. Fıkra gibi oldu ama hepsi onların lafı, ben uydurmadım yani. Yazarları yazmış onlar da çok beğenmişler ya da patron yazmış, fıkra gibi oldu kullanmayalım diyememişler, yönetim kurulu toplantısında bir Allah’ın kulu çıkıp da böyle yapmayalım halk anlamaz diye fikir yürütmemiş… Bu konseptle devam edecekler gibi görünüyor. Şimdi herkes yazıp çizecek, Aslan geliyor diyecekler; kimsenin ekmeğiyle oynamayalım, teknik konuları onlara bırakalım. İşletim sisteminin özelliklerini, yeniliklerini falan merak edenler şu linkten öğrenebilirler. Ben ayıyla aslanın arasındaki diğer kedilere bakmak istiyorum, kimler gelmiş kimler geçmiş diye…

Efendim Çita’dan başlıyoruz. Hızlı koşan, benekli bir kedi cinsi… Ardından Puma geldi, sonra da Jaguar. Bunları Panter, Kaplan ve Leopar takip etti. Sonra da enteresandır Kar Leoparı. Bilmeyenler için yazayım bunlar Mac OS X’in her bir sürümünün kod adları. Kedigiller familyasını sayıp dökmek değil amaç burada yani, benim adım da Ezop değil zaten. Leopardan sonra Kar Leoparının gelmesinin kesin süper zekice bir sebebi vardır ya da belki de Van kedisi ve aslan dışında kedigillerin başka üyesi kalmamıştır onun için kar leoparına yönelmişlerdir, ben bilemiyorum ama Aslan bunların kralı. Bırakın bunları (kedileri yani) bütün hayvanların kralı. Burada, “bunun üstüne biz bile çıkamayız” mı demek istiyorlar? Ya da, “Aslan kedilerin sonuncusu, hepsinin nesli de tükeniyor zaten, bundan sonra farklı sulara yelken açmak istiyoruz” gibi bir düşünceleri mi var? Tüm bu soruların (ve tabii kıyamet kopacak mı sorusunun da) cevabı için Mac OS X 10.8′i ve 2012 yılını beklemek zorundayız.

Yazıyı bitirmeden, geleceğe bir yatırım: Apple, 10.8 için “kod adı” yarışması düzenlemiş. Biz buradan adayımızı göndermek istedik. Hayali olduğu için nesli tükenme tehlikesi olmayan “Ejderha”yı uygun bulduk. Hem de o zaman “Ejderha Aslanı Yedi (Kral Öldü, Yaşasın Kral)” diye sansasyonel bir başlık daha atabileceğiz.

© Hormonsuzfikirler.org

yaz

Renklerin Markalara Etkisi

Etiketler : , , , , , , , , , ,

Resim: © http://marshupee.wordpress.com

İletişimde renklerin gücü yadsınamaz. Renklerle bir grubun arasından sıyrılabilir, dikkatleri üzerinize çekebilirsiniz. Renk Araştırmaları Enstitüsü’ne (Institute for Color Research) göre insanlar bir ürün hakkındaki fikirlerini onunla etkileştikten 90 saniye sonra oluşturmuş oluyorlar. Bu kararın yüzde 62 ila 90 arası renkler üzerinden verilmiş oluyor. Kötü renk seçimi bu ilk intibada çuvallamanızı garantileyecektir. Bir fuarda yer alırken yanlış renk seçimi yapmanız da fark edilmeden bakılıp geçilmenize neden olur.

Dünyada 1000’den fazla üyesi olan Renk Pazarlama Grubu (CMG-Color Marketing Group) adlı oluşum yılda iki kere toplanarak tüketicilerin renk tercihlerini ve ürünlerde kullanılması gereken renkleri önceden tahmin etmekle uğraşıyor. Bu sayede müşterilerinin satışlarını maksimize etmeye çalışıyorlar.

CMG’nin başkanına göre “eğer bir renk doğru seçilmişse satılır, yanlış seçilmişse depoluktur.”

İşte CMG’nin yayınladığı renk istatistiklerinin bazıları:

  • Renk, marka tanınmasını %80 arttırıyor.
  • Renk, okunurluğu %40’a kadar arttırabiliyor.
  • Renkli reklamlar, siyah-beyaz reklamlara göre %43 daha çok okunuyor.
  • Renk, ürünün satın alınmasında %85’e kadar rol sahibi olabiliyor.
  • İnsanlar bir anda ancak limitli bir sayıda uyarıyı algılayabiliyor. İlgi çekmekte kritik bir rolü olan renkler, iletişim için gerekli olan “göze çarpma” fonksiyonunu üstleniyor.

Pantone’den Leatrice Eiseman’a göre “renkler genelde insanları yönlendirebilen bir şeydir. Kişiler onu kendisiyle konuştuğunu hissettikleri için seçerler. Renk onlara ürünün ne ile alakalı olduğu mesajını verirler.”

Rengin etkisine verilebilecek en iyi örneklerden birisi kuşkusuz Apple’ın bilgisayarlarında renk kullanması olur. 1998 yılında mavi-yeşil renkte üretilen iMac’ler bir satış patlamasına yol açarak 5 ayda 800.000’den fazla satmıştı.

Kaynak: iceem.net‘den derlenmiştir.

yaz

Bölünmüş Markalar

Etiketler : , , ,

Büyük Markalar Bölünüyor… Yerel mi yoksa kurumsal reklamcılık mı?

Büyük markaları, özellikle de itibar ve pazarlama aktivitelerinin yönetimini düşünürken Fort Know’a rakip olacak seviyede güvenlik önlemleriyle korunan ulaşılması zor yerlerde kurulmuş “think tank”ler olarak hayal ediyor olabiliriz. Ama gerçekte dünyanın çoğu tanınmış marka, markanın özünü ve malvarlıklarını yönetmeyi  başkasının ellerine teslim ediyor.

Dünyanın dört bir köşesine yayılmış ve bulunduğu her bölgeye, bölgenin gelenek ve kültürüne özel davranmak durumunda olan markaları anlamak kolay olabilir.

2008 yılında katıldığım bir CMP konferansında çok başarılı ve tanıdık bilgisayar üreticilerinden olan bir şirketin CMO’su, şirketle nasıl çalışmaya başladığına dair bir hikaye anlattı. Dünyanın çeşitli yerlerinde 800 tane ajansları varmış. Her biri birbirinden bağımsız ve tutarsız olan pazarlama kampanyaları yerel pazarı yakalamak için yaratılıp yönetiliyormuş. Sonra bu 800 rakamını 200’e çekmişler ve çok başarılı sonuçlar almışlar.

Bu durum her zamanki soruyu aklımıza getiriyor… Hangisi daha iyi? Pazarlamacıların yerel pazara uygun yarattığı kampanyalar mı, yoksa “kurumsal” olarak yaratılmış kampanyalar mı?

Kurumsal “bir modelle çok çözüm” mantığındaki sorun şu ki her 10 modelden 9’unda çözüm başarılı sonuç vermiyor. Tüm global pazarı kurumsal olarak merkezden modellenmiş tek kampanyayla hedeflemek bütçenizi harcamış olduğunuz anlamına geliyor. Diğer taraftan herkes bir çok kere San Juan’da ya da Bangladeş’te olsa da potansiyel müşterilerde aynı etkiyi yaratması gereken global marka kampanyalarının yerel pazarlama stratejilerinin başarısız olduğu, markanın ruhuna aykırı, duruşuyla tutarsız nitelikte olduğuna şahit olmuştur. Ben bir ortak noktada buluşulmasında yanayım. Dikkatle oluşturulmuş yol gösterici haritaların yerel kampanyalara rehberlik yaptığı, ama sonucun yerel pazarla da uyumlu olduğu bir anlayışa inanıyorum.

Bölünmüş markalara çözüm ne olmalı?

İçeriği koyduğunuz kurallarla yöneterek uluslararası pazarlama ekiplerininzi yeni, tutarlı içerik unsurlarıyla beslemek. Bu sayede onlar da markayla uyumlu ve tutarlı yerel pazarlama kampanyaları oluşturabilir. Bunu başarmak için global markaların öncelikle dünyanın her köşesindeki her pazarlamacısının bu tip kaynaklara erişebilmesini, ve aynı oranda önemli olarak,  kullanmayı bilmesini sağlamalı. Bu uygulamalarla yerel ajanslara olan ihtiyaç egale edilebilir; ve marka devamlılığı ve bütünlüğü sağlanabilir.

Yazar: Saepio Başkanı ve CEO’su John Thomson

Kaynak: AdsoftheWorld’den çeviridir.